Kadına Yönelik Şiddet Nedir?

Şiddete maruz kalıp kalmadığımızı anlamak her zaman kolay olmayabilir. Bazen de maruz kaldığımız şiddetin türünün ne olduğunu bilemeyebiliriz. Maruz kaldığımız olayın şiddet olduğunu fark etmek şiddetle mücadele edebilmemizin ilk şartıdır. Aşağıdaki kısa tanımlar şiddete maruz kalıp kalmadığımızı anlamamıza yardımcı olabilir.

Kadına yönelik şiddet bize fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar veya acı veren/verebilecek her türlü eylemdir. Zarara uğratılmakla tehdit edilmemiz, bir şeyleri yapmaya zorlanmamız ya da yapmak istediğimiz bir şeyi yapmamıza engel olunması, bir yere kapatılmamız da şiddettir. Bunlar sadece kadın olduğumuz için başımıza gelir, biz bir şey yaptığımız ya da yapmadığımız için değil. Bu şiddet bazen evde bazen dışarıda gerçekleşir. Nerede olursa olsun bize zarar veren bu tür eylemlere kadına yönelik şiddet adı verilir.

Kadına Yönelik Şiddetin Farklı Görünümleri

Psikolojik Şiddet

Duygusal şiddet olarak da adlandırılan psikolojik şiddet gözle görünür izler bırakmaz; ancak bu onun önemsiz olduğu anlamına gelmez. Çünkü psikolojik şiddet ruh sağlığımızda ve duygularımızda derin ve bazen de kalıcı izler bırakabilir. Ayrıca genellikle psikolojik şiddetin ardından diğer şiddet türleri de gelir. Bu nedenle aşağıdaki örneklerden birkaçını yaşadığımızda sürekli hale gelmesine izin vermeden mutlaka içinde bulunduğumuz durumdan çıkmak için yollar aramalıyız.

  • Yalnızken ve/veya başkalarının yanında bağırmak, hakaret etmek, küfretmek, aşağılamak, küçümsemek
  • Tehdit etmek; bize ve/veya çocuklarımıza/yakınlarımıza şiddet uygulamakla/zarar vermekle/öldürmekle tehdit etmek. İstediklerini yapmazsak kendine zarar vermekle tehdit etmek. Çocuklarımızı almakla/kaçırmakla tehdit etmek
  • Şantaj yapmak
  • Başka kadınlarla kıyaslamak
  • Nasıl giyineceğimize, nereye gideceğimize, kimlerle görüşeceğimize karar vermek; bu konularda baskı yapmak
  • Kıskançlık bahanesiyle sürekli kontrol altında tutmak
  • Arkadaşlarımızla/ailemizle/yakınlarımızla olan ilişkilerimizi sınırlamak (izole etmek, yalnızlaşmamıza neden olmak)
  • Kendimizi geliştirmemize engel olmak
  • Yaşadığımız şiddetin sorumlusu olarak yine bizi göstermek, bizi suçlamak
  • Kültürel farklılıklarımızı reddetmek, bastırmaya çalışmak veya bu gerekçeyle kötü muamelede bulunmak
  • Nerede olduğumuzu kontrol etmek
  • Başka erkeklerle konuştuğumuzda öfkelenmek, sadakatsiz olduğumuz konusunda şüpheci olmak
  • Evden çıkmayı yasaklamak, kilit altında tutmak
  • Bizi kendi ailesi ile birlikte oturmaya zorlamak, aile konutunu birlikte seçmemek
  • Çocuğumuzun gelişimi, eğitimi gibi konularda eşit söz hakkımızı kullandırmamak

 Fiziksel Şiddet

Kısaca bedenimize yönelik her türlü saldırıyı içeren fiziksel şiddet doğrudan temasla ya da bir eşya, bir araç, bir hayvan ya da fiziksel üstünlüğün kullanılması ile korkutucu, tehdit edici bir beden dili, yüksek ses tonu ve tahakküm edici jest ve mimiklerle sergilenen her tür tutum ve davranışı içerir.

Kaba kuvvetin bir korkutma, sindirme ve yaptırım aracı olarak kullanılması olarak da tanımlayabileceğimiz fiziksel şiddetin en sık karşılaşılan biçimleri şunlardır;

  • İtip kakmak, tokatlamak, tekmelemek, yumruklamak, hırpalamak, saçımızı çekmek, tartaklamak, kolumuzu bükmek, boğazımızı sıkmak, bağlamak, sert bir cisim fırlatmak, vb.
  • Kesici/vurucu aletlerle ya da yakıcı maddelerle (kaynar su, kezzap, sigara, vb.) bedenimize, yakınlarımıza ve eşyalara zarar vermek/zarar vermekle tehdit etmek
  • Sağlık hizmetlerinden yararlanmamıza engel olmak suretiyle bedenimize zarar vermek
  • Sağlıksız koşullarda yaşamaya mecbur bırakmak
  • İntihar etmemiz için zorlamak
  • Kasten öldürmek
  • Çocuğumuzu düşürmemize neden olmak
  • Sıkıştırmak, bir yere kilitlemek, tehlikeli bir yerde yalnız bırakmak, korktuğu bir şeyle baş başa bırakmak

Cinsel Şiddet

Tanıdığımız veya tanımadığımız herhangi bir kişi, rızamız olmaksızın ev ya da işyeri dâhil herhangi bir ortamda bize karşı cinsel içerikli eylemde bulunuyor ya da buna kalkışıyorsa, istenmeyen cinsel ifadeler kullanıyor ya da baskı yoluyla cinselliğimiz üzerinde dayatmada bulunuyorsa cinsel şiddet uyguluyor demektir.

Cinsel şiddet bazen hiç tanımadığımız birinden gelebilir. Ancak çoğu zaman evde, işyerinde ya da arkadaş ortamında tanıdığımız kişilerce uygulanır. Tanıdığımız birinin uyguladığı cinsel şiddeti fark etmekte zorlanabiliriz. Cinsel şiddetin adını daha rahat koyabilmemiz için şu örneklerden yararlanabiliriz:

  • Bizi istemediğimiz yerde/istemediğimiz zamanda/istemediğimiz biçimde cinsel ilişkiye zorlamak (razı olmadığımız her türlü cinsel eylem)
  • Sözle (cinsel içerikli şakalara, tekliflere, cinsel içerikli görsellere, sözel hareketlere maruz bırakmak) veya fiziksel (teşhircilik yapmak, pornografik görüntüler izlemeye zorlamak) yolla taciz etmek
  • Tecavüz etmek
  • Zorla ilaç, alkol veya uyuşturucu madde kullandırarak cinsel ilişkiye zorlamak
  • Cinsel organlarımıza zarar vermek
  • Kadın bedenini ve cinselliğini aşağılayacak şekilde konuşmak
  • Cinsel özelliklerimiz bakımından bizi başka kadınlarla kıyaslamak
  • Çocuk doğurmaya zorlamak/kürtaja zorlamak
  • Fuhşa zorlamak
  • Sözle, elle sarkıntılık; dijital ortamda cinsel içerikli fotoğraf, video, mesaj göndermek
  • İstenmeyen öpme, dokunma ya da okşama gibi cinsel temas durumları
  • Erken yaşta ve zorla evlendirmek

Ekonomik Şiddet

Yaşamımızı sürdürebilmek için gereksinim duyduğumuz ekonomik olanaklardan mahrum bırakılmamıza, ekonomik kaynakların ve paranın üzerimizde bir yaptırım, tehdit ve kontrol aracı olarak düzenli bir şekilde kullanılmasına ekonomik şiddet denir. Bu şiddetin yaygın örnekleri şunlardır:

  • Çalışmamıza izin vermemek/engel olmak
  • İstemediğimiz işte zorla çalıştırmak/kazancımıza el koymak
  • Para vermemek, kısıtlı para vermek, az para vererek çok şey beklemek
  • Aileyi ilgilendiren ekonomik konularda bize bilgi vermemek, bu konulardaki kararları fikrimizi sormadan tek başına almak
  • Paramızı ve şahsi mallarımızı elimizden almak
  • İş hayatımızı olumsuz engelleyecek kısıtlamalar getirmek (iş gezilerine, toplantılara, kurslara katılmamıza engel olmak)
  • İş bulmamızı kolaylaştırıcı becerileri geliştirecek etkinlikleri engellemek
  • İş yerinde olay yaratmak suretiyle işten atılmamıza neden olmak
  • Zorla borç aldırmak, kredi çektirmek, kefil yapmak
  • Ortak edinilmiş mallara zarar vermek
  • Aile konutu üzerinde tek başına tasarruf etmek
  • Miras payını almamamız ya da erkek akrabamıza devretmemiz için baskı yapmak

Tek Taraflı Israrlı Takip

Tek taraflı ısrarlı takip, sözlü, yazılı olarak ya da herhangi bir iletişim aracını kullanarak bizi fiziksel veya psikolojik açıdan korkmuş ve çaresiz hissettiren, güvenliğimizden endişe duymamıza neden olan her türlü tutum ve davranıştır. Israrlı takip uygulayan kişi aile üyelerimizden ya da arkadaşlarımızdan biri olabileceği gibi hiç tanımadığımız birisi de olabilir.

Tek taraflı ısrarlı takibin en yaygın örnekleri şunlardır:

  • Takip etmek, gözetlemek
  • İstenmeyen ve ısrarlı telefon aramaları yapmak, mesajlar, mektuplar veya e-postalar göndermek
  • İşyerimizde ya da yaşadığımız yerde beklemek, haklı bir sebep olmaksızın karşımıza çıkmak
  • İsteğimiz dışında hediye göndermek
  • İletişim bilgilerimizi internette veya sosyal medyada yayınlamak
  • Hakkımızda asılsız dedikodular yaymak
  • Duygu sömürüsü yapmak gibi irademizi etkilemeye yönelik davranışlarda bulunmak (görüşmeme durumunda intihar edeceğini söylemek vb.)

Ayrıldığımız ya da halen birlikte olduğumuz sevgilinin ya da eşin sürekli bizi izlemesi ve takip etmesi de ısrarlı takip örneğidir. Takip davranışı, bizde korku uyandırmayı, gözdağı vermeyi, güvencesiz hissettirmeyi ve kontrol etmeyi hedefler. Eski sevgilinin ya da eşin haber vermeden veya davet edilmeden evimize ya da okulumuza gelmesi, her yerde karşımıza çıkması, sürekli hediye veya çiçek alması veya göndermesi, arkadaş çevremizle iletişim kurması ve bilgi almaya çalışması, eşyalarımıza zarar vermesi de ısrarlı takip davranışı örnekleridir.

Kadın Ticareti

Kadın ticareti ve bununla mücadele konusunda daha detaylı bilgiyi web sitemizin “Kadın Ticaretiyle Mücadele” bölümünde görebilirsiniz.

Flört Şiddeti

Sevgilimiz ya da partnerimiz olan kişinin bize karşı fiziksel, cinsel, psikolojik, sosyal ve dijital şiddet içeren davranışlarda bulunması flört şiddeti olarak tanımlanır. Sevgilimiz ya da partnerimiz olan kişi bu yolla üzerimizde egemenlik kurmayı ve bizi kendisine ve ilişkiye bağımlı kılmayı, kontrol etmeyi amaçlar. Flört ilişkilerinin başladığı 13-23 yaş aralığında yaşanan ilişkilerde rastlanan şiddet türüdür. Flört şiddetine uzun süre maruz kaldığımızda kendimizi güçsüz hissedip bu şiddetin içinden çıkacak gücü kendimizde bulamayabiliriz. Yakınlarımızdan bize yönelen şiddet davranışlarının tamamında olduğu gibi burada da yaşadığımız şiddetin adını koymakta zorlanabiliriz. Aşağıda sıralanan örnekler bu konuda bize yardımcı olabilir:

  • Sevgilisinde korku uyandıracak, onun kendine olan güvenini ve saygısını zedeleyecek konuşmalar
  • Başkalarının önünde küçük düşürme; isim takıp alay etme; aşağılama; iftira; hakaret; küfür etme; ne yapması, ne giymesi gerektiğini söyleme
  • “Koruma” veya “namus” bahanesi ile müdahale etme
  • Kıskançlık davranışı; başkaları ile ilişkilerini kısıtlama; sırlarını başkalarına söyleme gibi psikolojik şiddet içeren davranışlar
  • Tokatlama, yumruklama, itekleme, saçını çekme gibi kasıtlı fiziki saldırılar da flört şiddetine dahildir.
  • Cinsel ilişki veya yakınlık için zorlama; zorla öpme; istenmediğini bildiği halde cinsel yakınlık ya da ilişki kurmak için ısrar etme; alkol ve benzeri madde etkisi ile veya başka bir nedenle bilincimiz yerinde olmadığı zamanlarda cinsel birliktelik kurma; cinsel birliktelik sırasında, öncesinde veya sonrasında istenmeyen davranışlar gösterme gibi davranışlar da flört şiddetinin cinsel şiddet şeklindeki görünümleridir.

Dijital Şiddet

İnternet, cep telefonları ve benzeri dijital medya araçlarıyla ısrarlı takip edilmemiz ile psikolojik, cinsel veya ekonomik zarar vermeyi amaçlayan saldırılar dijital şiddet olarak ayrıca adlandırılır. Dijital şiddetin en sık karşılaşılan biçimleri şunlardır:

  • İnternet ve/veya cep telefonu vasıtasıyla sürekli mesaj göndermek ya da aramak; kadından da yanıt vermesini, yer bildirimi yapmasını, internet/telefon operatörleri üzerinden fotoğraf göndermesini istemek, bu şekilde takip etmek ve/veya denetlemek, kontrol etmek
  • Kadını fotoğraf ve/veya video göndermeye zorlamak; kadının fotoğraf ve/veya görüntülerini zorla veya gizlice çekmek
  • Kadının rızasıyla veya zorla çekilen fotoğraf ve/veya görüntülerini rızası ve izni olmadan internet üzerinden yaymak veya yaymakla tehdit etmek
  • E-posta ve sosyal medya sitelerindeki üyelik şifrelerini alıp e-posta kutusunu ve sosyal medya hesaplarını kontrol etmek, buradaki bilgilerle kadını denetlemek
  • Sosyal paylaşım sitelerinde kadını küçük düşüren, hakaret ve nefret içeren yorumlarda bulunmak
  • Telefonumuzu veya bilgisayarımızı karıştırmak
  • Zarar vermek amacıyla hakkımızda bilgi toplamak; özel hayatımıza ilişkin belgeleri, görüntüleri paylaşmak
  • Web sitemizi, bloğumuzu, internet hesaplarımızı ele geçirmek; adımıza internette sahte hesaplar açmak
  • Cinsel içerikli mesajlar paylaşmak
  • Özel mesajlaşmalarımızı, görüşmelerimizi başkalarıyla paylaşmak
  • Sosyal medyadaki çevremizi sınırlandırmaya çalışmak; sosyal medyada kimlerle arkadaş olacağımıza karar vermek; sosyal medyada ne paylaşıp ne paylaşmayacağımıza karışmak; sosyal medya hesaplarımızı kapatmaya zorlamak

Mobbing (Yıldırma)

İşyerinde bir veya birden fazla kişi tarafından diğer kişi ya da kişilere üstleri, eşit düzeyde çalışanlar ya da astları tarafından sistematik biçimde uygulanan her tür kötü muamele, tehdit, şiddet, aşağılama vb. davranışlara mobbing ya da diğer bir deyişle yıldırma denir. Örneğin, işverenimizin diğer çalışanlardan farklı olarak bizi sürekli eleştirmesi, düzenli olarak zor işleri bize vermesi, sürekli olarak mesaiye kalmamızı istemesi ve kalamadığımızda ya da işler yetişmediğinde diğer çalışanların önünde aşağılaması gibi davranışlar mobbing oluşturur. Mobbing çoğu zaman mobbing yapan kişinin cinsel ya da başka bir isteğini reddetmemiz üzerine başlar. Bu kişi intikam duygularıyla bizi yıldırmak için mobbing uygulamaya başlayabilir. Ancak bazen de hiçbir neden olmadan sadece kadın olduğumuz için bu tür davranışlara maruz kalabiliriz.

Kadına yönelik şiddet evde de dışarıda da gerçekleşebilir. Ancak aynı evde birlikte yaşasak da yaşamasak da aile bireylerimizden, eski ya da şimdiki eşimizden, partnerimizden, sevgilimizden bize yönelen her türlü psikolojik, fiziksel, cinsel veya ekonomik şiddet “ev içi şiddet” olarak ayrıca tanımlanıyor.

Kadına yönelik şiddet her yaştan, her öğrenim düzeyinden, her gelir düzeyinden, bekâr, boşanmış, evli, her ülkeden kadının gerçeğidir. Kadına yönelik şiddet, gerek şiddet uygulayan kişi gerek toplum ve kimi zaman da şiddete maruz kalan kadınlar tarafından meşru kabul edilebiliyor. Ayrıca kadınlar yaşadıkları şiddetin sorumlusu olarak görülüyor, şiddetin hak edildiği inancı toplumda yaygın biçimde varlığını sürdürüyor.

Yakın ilişkilerde ve/veya ev içinde kadına yönelik şiddet en yaygın, buna rağmen en fazla göz ardı edilen insan hakkı ihlalidir. Bu şiddetin; şiddet uygulayan kişinin psikolojik rahatsızlığı, eğitim seviyesinin düşüklüğü, işsizliği, geçim sıkıntısı yaşaması, stres altında olması gibi bireysel faktörlerden kaynaklandığı görüşü yaygındır. Kimi tekil durumlarda bu bireysel faktörlerin şiddeti pekiştirdiği görülebilmekle birlikte, şiddetin dünyadaki yaygınlığına bakıldığında bu görüş açıklayıcı olamıyor.

Çünkü kadına yönelik şiddet, bireysel nedenlerle değil, toplumsal nedenlerle açıklanabilecek bir olgu. Kadına yönelik şiddet, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayanıyor. Buna göre erkeğin uyguladığı şiddetin nedeni, erkeğin kadından daha üstün ve kadın üzerinde baskı kurmasının doğal bir hak olduğu inancını doğuran hâkim ataerkil düzendir.

Kadına Uygulanan Şiddeti Ortaya Çıkaran ve Pekiştiren Faktörler

Çok sayıda toplumsal faktör, kadına uygulanan şiddeti ortaya çıkarıyor, meşrulaştırıyor ve pekiştiriyor.

Kültürel Faktörler:

– Kadınlar ve erkeklere yüklenen roller ve beklentiler
– Erkeklerin güçlü, kadınların zayıf olduğu inancı
– Erkeklerin kadınlar üzerinde söz hakkı olduğu inancı
– Erkeklerin şiddet uygulamasının “normal” olduğu görüşü
– Evlilik gelenekleri (başlık parası, çeyiz)
– Ev içinin ve ailenin özel alan olduğu ve bu alanın erkeklerin kontrolünde olduğu görüşü

Ekonomik Faktörler:

– Kadınların ekonomik olarak erkeklere bağımlı hale getirilmesi
– Kadınların ekonomik kaynaklara ulaşım sınırlılığı
– Mülkiyet hakları, boşanma sonrası ekonomik haklar vb. konularda ayrımcılık
– Çalışma hayatına katılımda yaşanan güçlükler
– Kadınlara eğitimde eşit fırsat tanınmaması

Yasal Faktörler:

– Yasalarda ve uygulamalarda kadınların ikincil yasal statüsü
– Boşanma, velayet, mirasa ilişkin yasalar
– Kadına yönelik şiddet ve tecavüzün yasal tanımlamaları
– Yasa koyucu ve uygulayıcıların konuya dair yeterli donanım ve duyarlılığa sahip olmaması

Politik Faktörler:

– Kadına yönelik şiddetin ikincil ve önemsiz bir konu olarak görülmesi
– Özel alana ait görülen kadına yönelik şiddetin, devletin müdahale alanı içinde yer almadığı görüşü
– Her alanda karar alma mekanizmalarında ve pozisyonlarında kadın temsiliyetinin yetersizliği

Kadına Yönelik Şiddet bir “Özel Alan” Sorunu mudur?

Kadına yönelik şiddet, yaygınlığına rağmen, çoğu zaman toplum tarafından en “görünmeyen” ve meşrulaştırılan şiddet biçimidir. Bunun temel sebeplerinden biri ev içinde ve yakın ilişkilerde kadınlara uygulanan şiddetin, “özel alan”a yani kamusal alanın dışına ait olduğu ve üçüncü kişilerin, kamu kurumlarının ve yasa koyucuların yetki alanına girmediği varsayımıdır.

Bir başka deyişle, kadınların maruz kaldıkları şiddet daha ziyade “özel alan”da, yani kişiler arası ilişkilerde yaşandığı için toplumsal bir sorun olarak kabul edilmeyebiliyor. Örneğin evlilik içinde yaşanan cinsel şiddete bakarak bunu anlayabiliriz. Kadına yönelik şiddete dair kayda değer bir duyarlılığın görülmediği ülkelerde dahi bir erkeğin bir kadına tecavüzü yasalara göre suç kabul ediliyor. Fakat evlilik içi tecavüz, yani erkeğin eşini rızası olmadığı halde cinsel ilişkiye zorlaması, ancak son yıllarda ceza yasalarına giriyor.

Yabancı bir erkeğin bir kadına uyguladığı cinsel şiddeti suç kabul ederken, bir erkeğin aynı şiddeti eşine uygulaması halinde bunu ceza konusu yapmayan hukuki sistemlerin ardında, kadının erkeğin mülkü olduğu ve bir erkek bir kadına tecavüz ettiğinde aslında başka bir erkeğin mülküne ve mülkiyet haklarına saldırıda bulunduğu görüşü vardır. Benzer bir mantık, kadına karşı işlenen cinsel suçların kadının bedenine yönelik değil, topluma yönelik işlenmiş suçlar olarak değerlendirildiği ceza hukuku sistemlerinde de bulunuyor. Doğal olarak bu hukuki ve toplumsal yapılarda, erkeğin eşine uyguladığı her türlü şiddet, kadın kocasının mülkü kabul edildiği için sorunsallaştırılmadığı gibi cezai bir yaptırıma da maruz kalmayabiliyor.

Aynı şekilde yabancı bir erkeğin hiç tanımadığı bir kadına fiziksel şiddet uygulaması toplumsal ve hukuksal anlamda hoş görülmezken, bir erkeğin bir kadına ev içerisinde şiddet uygulaması kabul edilebiliyor. 2014 yılında Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından tamamlanan Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması’na göre, Türkiye’de kadına yönelik şiddete dair istatistikler şöyledir:

şiddet-istatistik-2017[1]

Yine aynı araştırmaya göre, şiddete maruz kalan kadınların 44%’ü maruz kaldığı şiddeti, en yakınları dâhil, hiç kimseye anlatmıyor. Kadınların 89%’u ise, şiddet sonrasında destek almak için hiçbir kuruma başvurmuyor. Kadınların maruz kaldıkları şiddeti kimseye anlatmama ve/veya destek için bir kuruma başvurmama nedenlerinden bazıları ise utanma, şiddetin artmasından korkma, işe yaramayacağını düşünme, çocuklarının mutsuz olduğunu düşünme, çocukları kaybetmekten korkma, erkeğin değişeceğini düşünme, affetme vb.

Dünyada 1970’lerden itibaren, ülkemizde ise son 30 yıldır gelişen kadın hareketinin temel kazanımlarından biri; kadına yönelik şiddetin, aile ve karı-koca arasındaki ilişkilere, yani “özel alan”a ait bir sorun değil; kamu sağlığını, insan haklarını ve ceza hukukunu ilgilendiren, bu nedenle de kamusal alanda tanımlanması ve ele alınması gereken bir sorun olduğu görüşünün yaygınlaşmasıdır demek çok yerinde olur. Ülkemizde bu görüş çerçevesinde kadın örgütlerinin sürdürdükleri aile içinde kadına yönelik şiddetle mücadelenin en somut başarılarından biri, 1998 yılında çıkarılan ve şiddet uygulayan erkeğin evden uzaklaştırılmasına olanak sağlayan “4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun” oldu.

Türkiye 2011 yılında, İstanbul’da imzaya açıldığı için kısaca “İstanbul Sözleşmesi” olarak anılan “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”ni imzaladı. Bu sözleşme kadına yönelik şiddet ve daha özelde ev içi şiddetle mücadele konusunda imzacı devletlere gerekli yasal önlemleri alma yükümlülüğü getiren önemli bir uluslararası sözleşmedir. Bu sözleşmeden hareketle hazırlanan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ise 8 Mart 2012 tarihinde yürürlüğe girdi. Şu anda da yürürlükte olan bu kanunun kabulü öncesinde, 4320 sayılı kanunun yetersizliklerini deneyimleyen kadın örgütleri bir araya gelerek Şiddete Son Platformunu kurdu ve yasa hazırlık çalışmalarında aktif olarak yer aldı. Şiddete Son Platformu’nun önerdiği haliyle çıkmayan ve uygulama eksiklik ve yetersizlikleri olan kanunda yer alan koruyucu ve önleyici tedbirler, şu anda şiddete maruz kalan kadınların en çok başvurdukları yasal mekanizmalar arasındadır.